2015
Mayıs
 31
Okunma
2111
Sizden Gelenler
DOSTUM KİTAP
DOSTUM KİTAP

DOSTUM KİTAP Okumayı sevdikçe sevenlerden misiniz? Okumak için ayırdığınız belli bir zaman diliminiz var mı, yoksa zaman ve mekan ayrımı yapamaksızın,her an okuma eylemini gerçekleştirenlerden misiniz? Çantanızda çerezlik bir kitap bulunur mu? Başucunuzda okunmak üzere sıralanmış birkaç eser size uyurken eşlik eder mi? Geçirdiğiniz en dolu zamanlar olarak mı görürsünüz kitap okumayı? Eğer bu soruların cevabı evet ise,siz de iflah olmaz bir kitapkoliksiniz . Bu dünyanın en faydalı,en eğlenceli,en doyumsuz tiryakiliğinin kökleri bir çoğumuzun çocukluğuna kadar iner. İlkokulda tümdengelim yöntemiyle okumayaı öğrenmiştik. Cümleleri ezberleyip,kelimelere ,kelimeleri hecelere,heceleri de harflere böldüğümüz ve her gördüğümüz yazıyı okumaya başladığımız o büyülü anı dün gibi hatırlıyorum. Önceleri tek çabam,okumayı başarmakken,sonradan,okuduğum cümleleri idrak süzgecimden geçiriyor,anladıkça okuyor,okudukça anlıyordum. Heyecan verici bir serüvendi okumak benim için. Bazen bana çok benzeyen çocukların yaramazlıklarını, doğru ve yanlış davranışlarını okuyup,”aynı ben” diyerek gülüyordum. Bazen acıklı hayatlara sahip ,yetim ezilmiş zavallı çocuklarla karşılaşıyor elimdeki güzelliklere şükredip,bu durumda olan çocuklar için bol bol dua ediyordum.Ben çevreme empati ile bakabilen bir çocuk olmayı kitaplardan öğrenmiştim. Kitaptan öğrendiklerim öyle çok ki. Mesela hayal kurmak. Bana kalırsa her çocuk hayalcidir. Ancak çocuk yetiştirirken yaptığımız bazı hatalar sonucu, çocukların hayallere açılan pencerelerini kapatırız. Hatta onlara hayal penceresine yaklaşmayı yasaklar, hayallere daldığı zamanları boş zamanlar olarak değerlendirir, ufkunu daraltırız. Yeni eğitim anlayışımız, tamamen hayal kırıklığı üzerine kurulu, bir robot yetiştirme şekli gibi geliyor bana bazen. Teknoloji ilerledikçe, tembel beyinler, hasta bedenler, artarken,yaşamın her saniyesinden zevk almayı bilen,üretken,hayalci ve mutlu bireyler azalıyor. Bu toplumsal ruh çöküntüsünün temel nedeni hayal kuramamaktır. Hayalleri çizgi film yapımcıları tarafından kalıplara sokulan çocuklar, uzanıp olan biteni seyretmeye öyle alışır ki, tüm ihtiyaçlarını uzanırken gerçekleştirilmesini istemeye başlarlar. Oysa bizler hayale muhtaç çocuklardık. En büyük eğlencemiz hayallerimizdi. Çevremizde olup bitenleri daha iyi anlama ve yeni diyarlara ,hayatlara yolculuk etme isteği fazlalaşınca, kitaplarla çıktığım, o lezzetli yolculukların heyecanı çocuk kalbimi sarınca , kitap okumak dondurma yemek veya lunaparka gitmek kadar eğlenceli hale gelmişti benim için. Daha çok kitap istiyordum.Renkli, bol resimli kitapların ise ayrı bir yeri vardı çocuk dünyamda. Çünkü Hayal kurmamı kolaylaştırıyorlardı.Ancak asla kalıplara sokmuyorlardı. Okumaya ara verip dakikalarca bir resmin hissettirdikleri doğrultusunda hayaller kurduğumu hatırlarım. Ardından üçüncü boyutuna rahatlıkla geçmiş olduğum kitabımı okurken, film izliyomuşcasına eğlenir ,somutlaştırırdım okuduklarımı. Bu nedenledir ki çocukluğumda okuduğum kitapların çoğunu, ayrıntılarıyla hatırlayabilirim. Belki de renkli ve resimli çok az kitabım olduğu için ,bu kadar unutulmazdı onlardan öğrendiklerim bilemiyorum. Saman kağıda basılmış eserleri,saman kağıdın o eşsiz güzellikteki kokusu eşliğinde okurdum. Bazen okumaya ara verir,sayfaları hızlıca çevirir,koklardım. Bu koku beni okula ve öğrenmeye aşık eden kokudur. Tıpkı bir yemeğin lezzetini tam algılamak için , kokusunu duymanızın önemli olduğu gibi , kitap okumanın sizin vazgeçilmez tutkularınızdan biri olması için de daha çok duyu organınızı harekete geçirmesi gerekir bence. Resimleriyle, kokusuyla, dokunuşuyla ve anlattıklarıyla bize hitap eden bir kitap,unutulmazlarımız arasında yer alır. Böylesine birden fazla duyuma hitap ederek belleğimde yer edinen kitapları nerde görsem, özlem duyduğum bir dostumu görmüş gibi elime alır,bir kaç sayfasını hasretle gözden geçirir,ardından sevgiyle bağrıma basarım. Öptüğüm bile olmuştur. Çünkü bu dost bellediğim kitaplar söyleyemediklerimi söylemiştir. İçimi acıtan ancak kelimelere dökemediğim, ruh irinlerimi sökmüştür. Zihnimin yaralarına merhem olmuştur. Bulanıklıkları netleştirmiştir. Nasıl koklayıp, bağrıma basmayayım. Kitap öyle bir dosttur ki acıyı bile yumuşatarak söyler. Hatalarını doğrudan yüzüne çarpıp seni utandırmaz asla. Bir başka karakterin ağzından söyler söyleyeceğini ve sana:” Hatalar insanlar içindir. Her hatanın telafisi vardır.” diye düşündürür. Bazen çözüm yolları sunar,bazen :”Akışına bırak.” der. Ama her halükarda içini rahatlatan ,sırtını sıvazlayan, sırrını saklayan ve seni yanlışlarınla yargılamayan gerçek dostun, kitaptır. Bir gün , kitap kolik bir arkadaşıma,kitaba olan düşkünlüğün ne zaman başladı diye sordum. Aldığım cevap şöyleydi:”Yalnız kaldığımda başladı. “Bu cevap ,kitabın dost bir insan kadar gerçek ve etkili olduğunun en güzel kanıtıdır bence. Kitap insanların yerini tutabildiği gibi mekanların yerini de tutabilir bazen. Küçücük bir köyde, imkansızlıklar nedeniyle gezip görmeyen bir insan size okyanusların ötesinden, oralardaki insanların yaşam şeklinden,doğal güzelliklerinden görüp yaşamışcasına bahsediyorsa bilin ki kitaplarla yolculuk yapan bir kitap seyyahı ile karşı karşıyasınız.Bazen kitapla yolculuğun da ötesine geçer,bir kitabın içinde yaşamaya başlarsınız farkında bile olmadan. Sizi en çok etkileyen kitaplardan biri olur içinde yaşamayı seçtiğiniz kitap. Öyle bütünleşir ve içselleştirirsiniz ki kitabı ve öyle özdeşleşirsiniz ki kahramanları ile, ,kitap sizinle yaşar siz de o kitapla. Polyanna’nın üzerimde yarattığı etki tam da böyle idi. Hayata gülümseyerek bakan bu güzeller güzeli kız, hayatını cennete çevirebilen bakış açısı ile benim rol modelim olmuştu. Kuşları,böcekleri,insanları karşılıksız seven bu tatlı kız,yaşlıları da çok seviyordu. Yılmadan usanmadan ,kendisine kızanlara bile şefkatle bakıyordu. “Polyana” gibi diye bir deyimin oluşmasına sebep oluyordu bu haliyle. Ben de elimden geldiğince çevremdeki canlı cansız tüm varlıkları sevmeye ,yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmeye karar vermiştim. Köyümüzde sevilecek inekler,kediler köpekler çoktu ama hişkayede geçen kimsesiz yaşlı kadın gibi birisi yoktu. Yaşlılarımız hep , evlatları ile yaşadığından,kimsesiz ve huysuz bir yaşlı bulmakta zorlanmıştım. Sonunda yaptığım küçük çaplı bir araştırma ,evimizin tam karşısındaki tepede,karısı ile yalnız yaşayan Hasan dedenin varlığından haberdar olmamı sağlamıştı. Bir bayram sabahı ilk adımı attım. Annemi zorlukla ikna ederek,kardeşlerimi de yanıma alarak ,yola koyuldum. Hasan dede ve eşine annemin yaptığı poğaçalardan götürecek, elini öpecektim. Ona sarılıp bayramlaşacak, yalnız olmadığını söyleyecektim. Çocuk halimize zorlu ve uzun gelen, tırmanışlarla dolu bir yolculuk sonrasında Hasan Dedenin evine vardık. Tahtadan yapılmış bu köy evinin, kapısını açtığımızda toprak zemini olan bir mutfakla karşılaşmıştık. Yaşlı ve sürekli öksüren iki insan hayretle yüzümüze bakıyorlardı . Hasan Dede’yi kısaca tarif etmem gerekirse Türk sinemalarında sıklıkla gördüğümğz aksakallı dedenin bizim köyde yaşayan muadiliydi diyebilirim. Bembeyaz ve neredeyse göbeğine uzanmış olan sakalı,tombik yanakları,takkesi ve şalvarıyla , karşımda duran aksakallı dedeye sevgiyle yanaştım. “Selamun aleyküm Hasan Dede,biz Metin Topçu’nun kızılarıyız. Hacaloğların Metin.”dedim ürkek ama gururlu bir sesle. Ne de olsa yaptığım takdire şayan bir davranıştı ve bunun gayet farkındaydım.Polyanna sağolsun,onun yolunda hızlı adımlarla ilerliyordum. . Hasan dede ve eşine sarıldık,bayramlaştık ve ellerini öptük. Hikayenin içine girmiştim ya bir kere,olayların aynen devam edeceğini, karakterlerin huylarının benzer olacağını sanıyordum ama yanılmıştım. Ben polyanna’yı kendimce yaşadığım için ,hikayedeki yaşlı insan da benim köyümün insanına dönüşmüştü. Hasan dede,pamuk bir dedeydi. Tonton ve sevimliydi. Huysuzluk denilen o illet; Hasan Dede’nin yanından bile geçmemişti. Bize şefkatle sarıldı. Poğaçalarımızı utanarak ve minnetle aldı. Bizimle sohbet etti. Ve susadıysanız size su vereyim yavrularım dedi. Biz de olur dedik. Hasan dede bize su doldurmak için kalktı. Eşi Hasan Dede’den daha hastaydı. Sessizce oturuyor,sıklıkla öksürüyor ,arada bir tatlı tatlı gülümsüyor ve hiç konuşmuyordu. Hasan Dede suyu bana vermeden önce,bir iki dua okuyup üflemek istemişti. Fısır fısır dualar okudu ve bitince de büyük bir inanç ve huşu ile suyun içine doğru üflemek için eğildi.eğildiğinde sakalı da onunla birlikte aşağıya doğru sarkıp , bardaktaki suyun içine yumuşak bir dalış yapmıştı. Benim ve kızkardeşlerimin gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Ne görse tiksinen ,ve iğrenen ortanca kızkardeşim,yutkunarak kusma refleksini yenmeye çalışıyordu. Küçük kızkardeşim ise suyu ben içeceğim için,muzır bir gülümseme ile yüzüme bakıyordu. Hasan dede bana suyu uzattı. Onu mahçup edeceğime ,sakallı suyu içerim dedim.Ve gözlerimi kapatıp,suyu bir anda içtim. Dualar ,sakal ve su birleşince ortaya şifalı bir su çıkardı bence. Hasan Dede’yi ziyaret maceramız ,yıllarca anlatıp güleceğimiz bir olay ile sonlanmıştı. O gün iyi bir davranışta bulunmuş olmanın keyfi ile dolmuştuk. Yaşadığımız en unutulmaz bayramlardan biri olmuştu Polyanna kitabının yönlendirmesi sayesinde. Kısacası demem o ki , içinde yaşadığımız kitaplar olur bazen, bazen de yaşadıklarımızı içinde barındıran kitaplar. Kimi kitaplarla eğleniriz,kimi kitaplarla öğreniriz. Okudukça okuruz. Her gördüğümüz kitabı merak ederiz. Okumak isteriz. Ancak günümüzün yoğun iş hayatı, zamanı öyle değerli kılıyor ki. Doğal olarak az zamanda daha çok okuma isteği doğuyor. Ben de “Daha hızlı okursam, daha çok kitap okuyabilirim” diye düşünmeye başladım son zamanlarda. Hızlı okumak, dikkatimin dağılmasını engelleyecek ve algıladığım duygu ve düşüncelerin daha kalıcı olmasını sağlayacaktır. Bundan büyük nimet, ne olabilir bir insan için?diye sormadan edemiyorum. Soruyu sorarken ,cevabı da beliriyor kafamda. Bundan iyisi,sizin kadar hızlı ve tutkulu kitap okuyan bir başka arkadaşınızın olmasıdır. Okuduğunuz kitapları ve kitapla ilgili yorumlarınızı paylaşabilmek için. Öyleyse ne dururyorsunuz? Siz de acilen hızlı okuma tekniklerini öğrenmek için ilk adımı atın. Siz okudukça,anlatacaksınız ve kitaplarla ilgili konuşabileceğiniz dost ta kendiliğinden yanınıza gelip:”O kitap mı,biliyor musunuz ben de çok severek okudum.”diyecek ve sizinle tanışacaktır. BAHAR ÇEBİ




Önceki Yazı >>>>Geçti Bayım Geçiyor Dünya
Sonraki Yazı >>>>ORANTISIZ KAPTANI DERYALAR
Yazan:BAHAR ÇEBİ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
10 / 10    4 Kez oylandı



LÜFTEN YORUM EKLEYİNİZ

ETİKETLER:

Arşiv-2012
Arşiv-2013
Arşiv-2014
Arşiv-2015
Arşiv-2016
Arşiv-2017
Son Tweetler