2016
Mayıs
 29
Okunma
1239
Sizden Gelenler
Umutsuz Vaka
Umutsuz Vaka

İlk olarak şunu belirtmeliyim ki dünüyle, bugünüyle, geleceğiyle yaşamın kendisine elle tutulur cinsten bir umudumuz kalmamış gibi görünüyor. Bunun aksini iddia eden de bana göre ya ne dediğini bilmiyordur ya da bir şeylere yeni yeni uyanmaya başlamıştır. Eyvallah. Ona da "tünaydın" der geçeriz. Neyse. Yaşadığımız bir hayat var değil mi hepimizin? Ya da "bizlere sunulan ama değerlendiremediğimiz" mi demeliydim? Bence bu ifade daha yerinde oldu. Değerlendiremiyoruz çünkü avcumuzdaki imkânları göremiyoruz, kendimizi ele geçirip bir türlü direksiyonun hakimiyetini sağlayamıyoruz, sağlasakta hep yanlış ve çıkmaz yollardayız. Değerlendiremiyoruz çünkü nankörlük edip burnumuzun dikine gidiyoruz bununla da kalmayıp yaptığımız yanlışları, ofsaytları bir güzel benimsiyoruz ve atıyoruz cebe. Değerlendiremiyoruz çünkü tarla olan bu dünya hayatına kaliteli ve geri dönüşü güzel olabilecek duygular ekmiyoruz onun yerine toprağa isyan ediyoruz ve bunu marifetmiş gibi sayıyoruz. Ve yine değerlendiremiyoruz çünkü hiç u'yanmayacak' gibi bir gaflet uykusuna yattık ve dışarıdan bir dürtükleme, bir tepki duyduğumuz aman mızmız çocuklar gibi bağırıp çağırıyoruz. Görüyorsunuz değil mi? Dahasını rahatça sıralayabileceğim; yaptığımız eylemin ne olduğunun hiç bir öneminin kalmadığı "ne çok şey" yapıyoruz. Yalnız atladığımız temel bir şey var ki o da hayatta gerek kendin gerekse toplum için ne kadar çok iş yaptığın değil; yaptığın iş zerre kadar da olsa o işe ruhunu, sevgini, alın terini ne ölçüde kattığın önemlidir. Kaldı ki bunlar bir insanın yapabilecekleriniz en iyisidir. Unutmayalım ki, bataklığa saplanmış bir araba da sadece gaza basarak oradan çıkmak için körükörüne enerji sarfeder ama yaptığı tek şey "patinaj" çekmektir. İşte bizim toplumumuzun durumu da tam anlamıyla buna benzer. Bu, üzülerek söylüyorum ki biz insanlara özgü olan "aklımızı" hiç kullanmadığımızın açık bir göstergesidir. Hal böyle olunca ben şöyle bir güçlü kanıya vardım: Hangi çağda, hangi bollukta yaşarsak yaşayalım o içimizdeki ego ve hırs tabir-i caizse "öküzlük" duygusu akılsızlığımızla da birleşince her gün ölür ölür dururuz fakat bir türlü hayata yeniden gözlerimizi açamayız. Bu duyguları bastırmanın tek yolu da kendimizi vicdanlı bir şekilde eğitmektir diye düşünüyorum. Bu duygulardan besleniyorsak şayet, bu durumumuzdan da memnunsak, yapmacık bir şekilde yatıp kalkıp "delikanlılıktan, adamlıktan, gerçekçilikten" hiç bahsetmeyelim derim. Hadi oldu da başladık "insanlıktan" nutuk çekmeye. Sormazlar mı herife "bu hangi insanlık, ben öyle birini tanımıyorum?" diye. Evet, yanlış duymadınız. Allah belamızı vermiş olacak ki son zamanlarda böyle "su geçiren mallar" da türemeye başladı. Hayır be insafsız, işin gücün, tavrın bellidir öyle yol almaya çalışırsın da başkalarının masumiyetine, el değmemiş kalbine nasıl olur da leke sürmeye cüret edersin! Şaşırmıyorum doğrusu. Bu durumu veciz bir şekilde özetleyecek bir söz okumuştum bir kitapta: "Nüfus 77 milyon, sıfat 154 milyon." Bu söz acı-ekşi karışımı gerçeğimize adeta şamar atar nitelikte. Ama kimin umrunda? Değil bir söz, bizim gibi koyunlara satırlar tüketsen de anlarmış gibi yapıp 'ne yapıcan gardaş, kaderde koyun olmakta varmış' dercesine hayatını otlanarak yaşamaya devam ederler. Üstelik başlarındaki çobana aldırış etmeden. Öyle işte. Ah ulan aahh. Bu hayatta o kadar yanlışlarımız var ki götürdüğü doğruları tanıyamadan elveda demek zorunda kaldık ve kendimizi dışarıya kapattığımız gibi içimize de açmadık. Keşke her gidenin arkasından bir başkası -gözümüz arkada kalmayacak şekilde- gelseydi biz ona da razıydık ama ne üzücüdür ki giden gidene... Bizi düpedüz bir sabun gibi kullandılar. Zaman zaman ellerinden kayıp düştük ve en sonunda eriyip yok olduk. Umudumuzu kırdılar, kırdık... Aslında bu umutsuzluğa ilk planda biz kendimiz sebep olduk. Tüm gün gibi gerçekleri kenara bırakıp hayallerimizle el sıkıştık ve o kurduğumuz hayali dünya bizi büyütmeye yetmedi, ruhumuz aç kaldı. Oysa ki peşinden koşacağımız asıl şey umudumuzdu. Cem Karaca'nın da haykırdığı gibi: "Ümit gönlümün ekmeğiii!" Ne güzel söylemiş... Biz kendimizi umutsuzluğa sevketmekle de kalmayıp; haksızlık ekmeğinden yedik. Değil karnımız, ruhumuz şişti. Ve yine biz hâlâ bir mucize beklemekteyiz. Asıl mucizenin kendimiz olduğunu bilmeden... Belki de biz ümit etmekten çekindik kendimizi bir kenara bırakıp; elalem ne der diye. Çünkü insanlığın modası sezona damgasını vurmamıştı henüz. Biz, ne olduğunu bilmeden kuru bir bekleyiş yaşıyorduk. Ben olmadan biz olmayı ısrarla deniyorduk... Olsun. Hayat hâlâ devam ediyordu. Vicdanına kulak vermiş ve sevgiyi prensip edinmiş bir insanlık için... Sevgilerimle...




Önceki Yazı >>>>ORANTISIZ KAPTANI DERYALAR
Sonraki Yazı >>>>Uzak bir Yakınlık
Yazan:Onur BİNİCİ
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
0 / 10    0 Kez oylandı



LÜFTEN YORUM EKLEYİNİZ

ETİKETLER:

Arşiv-2012
Arşiv-2013
Arşiv-2014
Arşiv-2015
Arşiv-2016
Arşiv-2017
Son Tweetler